Çelebi ÖZTÜRK

DİZELERİN SESİ

Çelebi ÖZTÜRK

celebi_ozturk@hotmail.com


1 Ekim 2008
font boyutu küçülsün büyüsün

ŞİİR TAHLİLİ: ' Bülbül ve Gül ' Şiirinin tahlili


ŞAİR ABDİ BEĞ:

Şair Abdi Beğ hakkında fazla bilgiye sahip olmadığımız için, elimizde bulunan Bülbül ve Gül isimli bir şiiri üzerinden o’nun sanatçı kişiliği hakkında yorumda bulunmaya çalışacağız. Kültür Bakanlığı ve üniversitelerin Şair Abdi Beğ hakkında bilimsel bir araştırma ve inceleme yaparak bu halk şairinin eserlerinin ortaya çıkarılması ve tanıtılması gerekir.

Şair Abdi Beğ hakkında fazla bilgi yoktur. Kendisinin Şebinkarahisarlı olduğu, Kelkit Havzasındaki şairlerin piri olarak anıldığı bilinmektedir. Abdi Beğ, Karacaoğlan ve Emrah’ın çizgisinde olan bir şairdir. Aruz ve hece vezni ile şiirler yazmış, Aşık Veysel’in özel ilgi duyduğu bir şairdir. Abdi Beğ’in Beyazıt Kütüphanesinde bir Divânı’nın bulunduğu bilinmektedir.

 

BÜLBÜL VE GÜL

 

Görmüş ki gülleri cümle har almış

Bozulmuş gülşenin abı havası

Gülün her yanını mur-u mâr almış

 

Bozmuşlar yuvasını yabancı kuşlar

Yavrularını çekmiş mâr ile mişler

Kurmuş otağların bağa baykuşlar

O zaman bülbülü ah û zar almış

 

Öfkelenmiş kambur felek bülbüle

Pejmürdelik vermiş güle, sümbüle

Düşürmüş gülşene büyük gulgule

Sanki bu âlemi sitemkâr almış

 

Bülbül bakıp ah eder ağlar

Hasret odu ile bağrını dağlar

Gözlerinden yaşlar su gibi çağlar

Gülün harmanını sanki nar almış

 

Abdi bana derdin söyler iken gül

Gördüm boynun eğmiş bir yana sümbül

Küskün küskün gezer zavallı bülbül

Benzer ki felekten bir azar almış. 

                                 ŞAİR ABDİ BEĞ

 

“BÜLBÜL VE GÜL” ŞİİRİNİN TAHLİLİ

1-DİL:  Şiirde kullanılan dil sade ve anlaşılır bir dildir. Kullandığı dil yapısıyla her dönem okunabilir bir özelliğe sahiptir.

2- ZAMAN: Şairin içinde yaşadığı zamanda gelişen bir olayı anlatmakla birlikte, şiirde tüm zamanları kapsayan geniş bir özellik vardır. Bülbül bağa girmiş yapmış yuvayı/ Bozmuşlar yuvasını yabancı kuşlar/ Öfkelenmiş kambur felek bülbüle/ Bülbül bakıp ah eder ağlar/Hasret odu ile bağrını dağlar/Gözlerinden yaşlar su gibi çağlar mısraları bu düşüncemizi doğrulamaktadır. Abdi bana derdin söyler iken gül mısrasında şairin içinde yaşadığı zamanın varlığı anlaşılmakta, şiirdeki zamanın boyutları hakkında bilgi vermektedir. Şairin içinde bulunduğu zaman anlaşılmakla birlikte, bu mısralar incelendiğinde şiirin belli bir zamanı kapsamadığını, özellikle tüm zamanlara hitap eden bir özelliği olduğunu gösteriyor. Şiirde kurulan bir yuvanın bozulmasından duyulan elem ve üzüntü dile getirilmektedir. Buradaki duygu ve düşüncelerden yola çıkarak şairin kendisini ya da çevresinde yaşanmış bir olayı anlatıyor veya gerçek manada bir kuşun yuvasını yaptıktan sonra bozulması nedeniyle yaşadığı üzüntü dile getiriliyor, izlenimi edinilebilir. Buradan şairin iyi bir gözlemci olduğunu da anlayabiliyoruz. Şiir hem insan yaşamı, hem de kuş olarak bir hayvan yaşamı üzerinde anlaşılabilir ve bu şekilde değerlendirilebilir. Her iki anlamda da ortak bir düşünce mevcuttur: Yuvanın yıkılışı karşısında yaratılan tepki… Bu nedenle şiir geniş bir zamana hitap etmektedir. Zaman ve mekân arasında kusursuz bir ilişki kurulmuştur.

3-MEKÂN: Şiirdeki mekân, yuvanın kurulduğu ve bozulmasına yol açan olayların yaşandığı bağ’dır. Şiir o kadar geniş boyutludur ki, şairin kendi iç âlemidir, diye de düşünülebilir. O’nun yüreğini hüzünlendiren olayı ya kendi yaşamış ya da yaşadığı dönemde yaşanmış bir olay nedeniyle sitemkâr bir insan olmuştur. O, yüreğini bülbül tasviri ile ifade etmekte ve bülbülün yuvasının yıkılışını lirik bir tarzda anlatmaktadır. Veya yalın haliyle, bir bülbülün bağ da kurduğu yuvanın yıkılışını gözlemci bir insan (şair) yönüyle dile getirmektedir.

4-İNSAN: Şiirde öne çıkan insan profili şairin kendisidir. Kendi “Ben” duygusu ile tasvir edilen bülbül arasında bir ilişki kurulmuştur. Şiirde “ben” duygusu bülbül tasviri ile karşımıza çıkmaktadır. Şiirin dördüncü kıtasında şairin benlik duygusunun net bir şekilde ortaya çıktığını görüyoruz. Bülbül bakıp ah eder ağlar/Hasret odu ile bağrını dağlar/Gözlerinden yaşlar su gibi çağlar/Gülün harmanını sanki nar almış mısralarını incelediğimiz zaman, bülbül tasviri ile karşımıza çıkan şairin kendi öz benliğini ifade ettiğini açıkça görmekteyiz. Hayvanlar içgüdüleriyle hareket eden yaratıklar olduğuna göre, bülbülün ah edip ağlaması, hasretlik çekmesi, gözyaşlarının akmasının mümkün olamayacağı düşünülebilir. Bu nedenle insan gibi düşünen bir varlıktan söz etmemiz mümkündür. Bu da şairin kendisidir. Beşinci kıtanın birinci mısrasında Abdi bana derdin söyler iken gül, diyerek gül ile konuşan şair, gül tasviri ile de kendi öz benliğini ön plana çıkarmaktadır.

5-DUYGU VE DÜŞÜNCE: Şiirdeki temel fikir, kurulan bir yuvanın bozulmasıdır. Şiirin genelinde gördüğümüz bülbül tasviri şairin kendisidir. Şair, bülbül tasviri ile kendi iç âlemindeki hezeyanı dile getirmektedir. Bu hezeyan kurulan bir yuvanın bozulmasından kaynaklanmaktadır. Bu da şairi üzmekte ve sitem etmesine neden olmaktadır.

Birinci kıta, birinci mısrada yeralan “bağ” kelimesinden anlaşılması gereken, bülbülün yuvasının kurulduğu mekândır. Bağ kelimesi ile dar anlamda “yer” kast edilmektedir. “Bağ”, şairin içinde yaşadığı zaman ve mekân olarakta değerlendirilebilir.

Ancak, şiirdeki duygu ve düşünceyi dar anlamda incelemek zorundayız. Çünkü duygu ve düşüncelerin anlatış tarzını daha sonra ele alacağımızdan geniş olarak açıklama fırsatımız olacak…Bu nedenle, burada bülbülün yuvasını kurmasını ve yuvanın bozulması sonrasında yaşanan duygu ve düşünceleri ele alacağız.

Bütün kuşlarda olduğu gibi bülbülünde özelliği ağaçlık, yeşil yerleri sevmesi ve yuvasını kurmak için tercihini bu yerlerden yana yapmasıdır. Bülbül genel olarak ağaçlık yerlerde yaşar. Ağaçlık ve yeşil ortam bülbülün daha içli ve güzel ötmesine neden olur. Hatta yeşil ortamda saatlerce ötebilir. Bu nedenle ağaçlık ve yeşil bir yer olan bağ, yuva kurmak için bülbül tarafından seçilmiştir. Özellikle serçegiller kuş grubunda yer alan kuşların yuvalarını ağaçların tepelerine, gül arasına, direk tepelerine, evlerin çatı aralarına yaptıklarını biliyoruz. Bülbüller, ağaçlık alan dışında insanların yaşadığı yerlere nadiren yuva yaparlar. Genel olarak açık olan yuvalar her türlü tehlikeye karşı korumasızdırlar. Bu nedenle yuvaları ve içindeki yavrular her türlü tehlikeye maruz kalabilirler: Vahşi hayvan, kuş saldırısı, insan saldırısı, yangın gibi… Bülbül de yuvasını bağa yaptıktan sonra, bütün güllerin yakıcı, kızgın bir sıcak tarafından kavrulduğunu görmüş. Gül bahçesinin yaşamasına neden olan o güzel hava bozulmuş ve aşırı sıcaklık nedeniyle ortaya çıkan karınca ve yılanlar tarafından gül sarılmıştır. Bu duygu ve düşünceleri “Bozulmuş gülşenin abı havası/ Gülün her yanını mur-u mâr almış” mısralarından anlıyoruz.

İkinci kıtada bülbülün kurduğu yuvanın bozulduğunu ve yavruların yılan ve çeşitli yaratıklardan tarafından yuvadan alındığını “Bozmuşlar yuvasını yabancı kuşlar/Yavrularını çekmiş mâr ile mişler” mısralarından anlıyoruz. Halk arasında Baykuş’un uğursuz olduğu söylenir. Şiirde de Baykuş’un uğursuzluk getirdiğini anlayabiliriz. Baykuşlar yuvalarını bülbülün yuvasının bulunduğu bağa kurarak uğursuzluk getirdiğini “Kurmuş otağların bağa Baykuşlar” mısrasında dile getirilmiştir. İkinci kıtanın 3. mısrasında geçen “otağ” kelimesinin yer, yuva olarak anlaşılması gerekmektedir. Bülbülün yuvasının yanına yuva kuran Baykuşlar, uğursuzluğun ve kötü haberlerinde simgesidirler. Bunu gören bülbül üzüntüye kapılır ve inlemeye, ağlamaya başlar.

Üçüncü kıtada geçen “kambur” kelimesi çirkinliği ve ucube bir yaratığı temsil etmektedir. Kambur feleğin bülbüle öfkelenip kızması herhalde bülbülün izinsiz olarak bağa yuva kurmasından ileri gelmektedir! Bu nedenle felek, bağ da bulunan gül, sümbül gibi çiçekleri kızgın güneş veya ateşle yakmış ve oksijen almasını engelleyerek havasını bozmuş ve soldurmuştur. Bu yüzden bağdaki gül ve sümbül gibi çiçekler eski diri ve canlı hâllerinden uzaklaşarak dağılmış, pörsümüş bir hale bürünmüş, ayrıca yarattığı rüzgâr ve fırtına ile gül bahçesini büyük bir gürültü kaplamıştır. Şair, bu duygu ve düşünceleri “ Öfkelenmiş kambur felek bülbüle/Pejmürdelik vermiş güle, sümbüle/Düşürmüş gülşene büyük gulgule” mısralarında dile getirmektedir. Gül bahçesinin güzelliğini bozan ve bülbülün yuvasını yıkan ve bülbülü elem ve kedere sürükleyen bu olaylar nedeniyle gül bahçesi sitem eder hâle gelmiştir.

Dördüncü kıtada, yuvası dağılan, yavruları elinden alınan ve büyük bir üzüntü yaşayan bülbülün bu elem karşısında inlediğini ve sevdiklerini kayıp etmenin acısı ve üzüntüsü ile ağladığını, yavrularının hasreti ile yüreğinin yandığını görüyoruz. “Bülbül bakıp ah eder ağlar/Hasret odu ile bağrını dağlar” mısralarında bu duygu ve düşüncenin ifade edildiğini görüyoruz. Bağ da yetişmekte olan gül tomurcuklarını sanki bir ateş almıştır! Bağ da her şey birbirine karışmış ve solmuştur.

Beşinci kıtada, “Abdi bana derdin söyler iken gül” mısrasında şairin, gül ile konuştuğunu görüyoruz. Bağ da hazin bir olay yaşayan gül, derdini Abdi’ye anlatırken, sümbülün boynunun büküldüğünü görür… Bu sırada, gülün boynunun büküldüğünü gören bülbül, meczup gibidir. Hayattan zevk almamakta ve öylece boş yaşamakta, çevresinde ne varsa ilgisiz ve küskün gibidir. Böyle gezip dolaşmaktadır. Kaderi kötü yazılmış bir yaratık gibidir. Feleğin hoşuna gitmeyen bir olay nedeniyle hışmına uğramış gibidir.

6-KENDİNİ AŞMA: Bülbül ve Gül şiirinde derinlik vardır. Bülbülü şairin kendisi olarakta düşünmek mümkündür. Şair, ya kendi yaşadığı veya çevresinde yaşanan bir olayı mısralarında dile getirmiş ya da iyi bir gözlemci olarak bir kuşun yuvasının bozulması karşısında duygu ve düşüncelerini anlatmıştır. Kullanılan tasvir çok güçlüdür. Şairin kendisi mi, yoksa gerçek bir bülbül mü anlamak zordur. Lirizm şiire büyük bir derinlik kazandırmış, okuyucuyu içine çeken ve o duygusal derinlikte hüzünlendiren, kimi zaman elem ve kedere boğan güçlü bir yapı ile karşılaşıyoruz. Zaten şiirin genel yapısı itibariyle şairin kendini aştığını görebiliyoruz.

7-ANLATIŞ TARZI:

 
Bülbül bağa girmiş / yapmış yuvayı

Görmüş ki gülleri / cümle har almış

Bozulmuş gülşenin / abı havası

Gülün her yanını / mur-u mâr almış

Bozmuşlar yuvasını / yabancı kuşlar

Yavrularını çekmiş / mâr ile mişler

Kurmuş otağların / bağa baykuşlar

O zaman bülbülü / ah û zar almış

Öfkelenmiş kambur / felek bülbüle

Pejmürdelik vermiş / güle, sümbüle

Düşürmüş gülşene / büyük gulgule

Sanki bu âlemi / sitemkâr almış

Bülbül bakıp / ah eder ağlar

Hasret odu ile / bağrını dağlar

Gözlerinden yaşlar / su gibi çağlar

Gülün harmanını / sanki nar almış

Abdi bana derdin / söyler iken gül

Gördüm boynun eğmiş / bir yana sümbül

Küskün küskün gezer / zavallı bülbül

Benzer ki felekten / bir azar almış.

Bülbül ve Gül şiiri 11’li hece kalıbıyla 6+5 duraklı yazılmıştır. İkinci kıtanın 1. mısrası Bozmuşlar yuvasını / yabancı kuşlar, 7+5=12, ikinci mısrası; Yavrularını çekmiş / mar ile mişler, 7+5=12, dördüncü kıtanın 1. mısrası; Bülbül bakıp / ah eder ağlar, 4+5=9 durak şeklinde yazılmış olmasına rağmen, bir şiirin bütünü içinde bir-iki durağın farklı olması durak yapısını bozmaz. Mısralar kendi içinde duraklardan bölünebilmektedir.

Kafiye örgüsünün; a-b-a-b- sarma uyak (kafiye), ikinci kıtada c-c-c-d-, üçüncü kıtada e-e-e-f,

Dördüncü kıtada g-g-g-h, beşinci kıtada ı-ı-ı-i, şeklinde kafiye örgüsü kullanıldığını görüyoruz.

Şiirde kafiye çeşitlerini ve redif’i inceleyelim:

a- birinci kıta;

Bülbül bağa girmiş yapmış yuvayı

Birinci Kıtanın 1. ve 3. mısralarında yeralan yuvayı ve havası kelimelerinde kelime sonlarında tekrarlanan ı sesleri redif, yı ve sı eklerinden önce gelen va sesleri tam kafiyedir. 2. ve 4. mısralarda tekrarlanan almış kelimesi redif, har ve mar kelimelerinde yeralan ar sesleri tam kafiyedir. ^ işareti sesin çift okunmasına neden olur, bu nedenle kafiye zengin kafiye olarak değerlendirilmesi gerekir. Ancak mâr kelimesi içindeki a sesi üzerinde ^ işareti yoktur. Mar olarak yazılmazı gerekir. Burada bir yanlış yazılım söz konusudur.

b- ikinci kıta;

İkinci Kıtanın 1. ve 3. mısralarında yeralan kuşlar ve baykuşlar kelimesinde lar eki redif, kuş kelimesi zengin kafiyedir.

c- üçüncü kıta;

Öfkelenmiş kambur felek bülbüle

Pejmürdelik vermiş güle, sümbüle

Düşürmüş gülşene büyük gulgule

Sanki bu âlemi sitemkâr almış

Üçüncü Kıtanın 1.- 2. ve 3.mısralarında tekrarı yapılan bülbüle, sümbüle, gulgule kelimelerinde e ekleri redif, bül sesleri zengin kafiyedir.

 d- dördüncü kıta;

Bülbül bakıp ah eder ağlar

Hasret odu ile bağrını dağlar

Gözlerinden yaşlar su gibi çağlar

Gülün harmanını sanki nar almış

Dördüncü kıtada, 1.-2. ve 3. mısralarda yinelenen ağlar, dağlar, çağlar kelimelerinde lar eki redif, sesi tam kafiyedir.

e- beşinci kıta;

Abdi bana derdin söyler iken gül

Gördüm boynun eğmiş bir yana sümbül

Küskün küskün gezer zavallı bülbül

Benzer ki felekten bir azar almış.

Bozmuşlar yuvasını yabancı kuşlar

Yavrularını çekmiş mâr ile mişler

Kurmuş otağların bağa baykuşlar

O zaman bülbülü ah û zar almış

Görmüş ki gülleri cümle har almış

Bozulmuş gülşenin abı havası

Gülün her yanını mur-u mâr almış

Beşinci Kıtanın 2. ve 3. mısralarında tekrarı yapılan sümbül, bülbül kelimelerinde bül redif, 1. mısra sonundaki gül ve 3. mısrada yeralan bülbül kelimelerinde ül sesi tam kafiyedir.

Seslerin nasıl kullanıldığını inceleyelim: Beş kıtadan oluşan şiirin ses bakımından uyumu şiiri zenginleştirmiştir. Şiirin bütününde en çok kullanılan ünsüz sesler; b-l-g-r-m-y-v-s-ş-k ve en çok kullanılan ünlü sesler; a-e-i-u-ü-sesleridir. Bu seslerin bir ahenk içinde kullanılması şiire musiki havası vermiştir.

 Şiirde durağın ikinci bölümünü oluşturan yukarıdaki söz grupları şiire anlam olarak güçlü bir ifade katmaktadır. Aliterasyon, asonans şiirdeki vurguyu pekiştirmektedir. Bu kelimelerdeki a-e-i-ü- sesinden oluşan asonans dikkat çekicidir. Sık sık yapılan asonans ve aliterasyon şiirde uyumu güzelleştirmekte, ahengi güçlendirmektedir. Her kıta sonunda yeralan Gülün her yanını mur u mar almış/ O zaman bülbülü ah-u zar almış/ Sanki bu alemi sitemkâr almış/ Gülün harmanını sanki nar almış/ Benzer ki felekten bir azar almış mısralarında yinelenen sesler şiire anlam olarak derinlik vermiş ve şiire güçlü bir yapı kazandırmıştır. Şiirde sık sık yinelenen bülbül, gül, güller, Gülşen, almış, görmüş, kuş, kurmuş, öfkelenmiş, baykuş, düşürmüş, yaş, eğmiş, güle, sümbüle, bülbüle, gulgule ve küskün küskün gibi kelime grupları şiiri zenginleştiren, aynı zamanda musiki havası veren seslerden oluşmuştur.

Bazı Arapça ve Farsça kelimelerde yer almıştır: Har, cümle, felek, gül, mur u mar, gulgule, Gülşen gibi…

Şiirde edebi sanatları inceleyelim; Kurmuş otağların bağa baykuşlar, mısrasında Teşbih Sanatı, o zaman bülbülü ahu zar almış ve Öfkelenmiş kambur felek bülbüle mısrasında Tariz ve Teşhis Sanatı, Sanki bu alemi sitemkâr almış, Bülbül bakıp ah eder ağlar/Hasret odu ile bağrını dağlar, Gözlerinden yaşlar su gibi çağlar mısralarında Teşhis Sanatı, Abdi bana derdin söyler iken gül, mısrasında İntak ve Teşhis Sanatı, Küskün küskün gezer zavallı bülbül mısrasında Tekrir ve Teşhis Sanatı, Bozmuşlar yuvasını yabancı kuşlar/ Kurmuş otağların bağa baykuşlar mısralarında Tenasüp Sanatı kullanılmıştır. Şiirin bütününde Mübalağa ve Leff Üneşr Sanatının kullanıldığını görüyoruz. Edebi sanatların kullanılması şiire derinlik kazandırmış, anlamı

Şiirin bütününde birbirine yakın seslerin aynı mısra içinde ve çapraz olarak tekrarı ile kullanılması şiirdeki uyumu zenginleştirmekte ve şiiri daha kuvvetli göstermektedir. Şiirde, mısraların kendi içindeki ses uyumu ve asonans şiiri zenginleştirirken, estetiksel, biçimsel ve şiir dili bakımından da farklı bir güzellik katmış, musiki havası yaratmıştır. Şair, şiirdeki ahengi birbiriyle uyumlu seslerin, belli bir ritimle bir arada toplamasıyla sağlamıştır.Genel olarak seslerin yapılandırılmasını incelediğimiz zaman şiirdeki ritimi güçlendiren, ahengi güzelleştiren, şiir dili ve biçimini zenginleştiren, musiki sezgisini kuvvetlendiren bir yapılandırma ile karşı karşıya kalıyoruz. Ünlü ve ünsüz seslerin mısraları kuvvetlendirici bir yapılandırılması vardır.

Şiirdeki dil gündelik konuşma dilinden farklıdır. Şair, seçtiği kelimelerle güzel ve uyumlu bir dil oluşturmuş, bu da mânâ bakımından şiire derinlik kazandırmıştır

kuvvetlendirmiştir.
Bülbül bağa girmiş yapmış yuvayı







Bu yazı 10,450 defa okundu.







Yorum ekleYorum ekle
Yorumlar (3)
  • selin özbay / 12 Nisan 2009 14:45

    walla güsel ama olan bana oldu şu an ablamın işi var ve onun yerine bu kadar uzun ödevi bn yazıorum....ne kötü diymi...
  • HİKMET OKUYAR / 31 Ekim 2008 20:54

    DÜNYACA ÜNLÜ ŞAİR ABDİ BEĞ

    GİRESUN ÜNİVERSİTESİ EDEBİYAT FAKÜLTESİ DEKANI ÖĞRETİM GÖREVLİLERİ VE ÖĞRENCİLERİ BAŞTA OLMAK ÜZERE TÜRKİYE'DE ARUZ VE HECE İLE İLGİLENEN VE HALKBİLİMİ ÜZERİNE ARAŞTIRMA YAPAN TÜM İLGİLİLERİN AŞIK OZAN ŞAİR VE ŞİİR YORUMCULARI İLE BAĞ BAHÇE ÜRETİCİLERİNİN DE PİRİ OLAN DÜNYACA ÜNLÜ ŞAİR ABDİ BEĞ İLE DOĞDUĞU VE YAŞADIĞI ŞEBİNKARAHİSAR'DA'Kİ MEKANLARI DA GÖREREK YAKINDAN İLGİLENMELERİNİ İSTİYORUZ.
  • HİKMET OKUYAR / 31 Ekim 2008 20:50

    DÜNYACA ÜNLÜ ŞAİR ABDİ BEĞ

    GİRESUN ÜNİVERSİTESİ EDEBİYAT FAKÜLTESİ DEKANI ÖĞRETİM GÖREVLİLERİ VE ÖĞRENCİLERİ BAŞTA OLMAK ÜZERE TÜRKİYE'DE ARUZ VE HECE İLE İLGİLENEN VE HALKBİLİMİ ÜZERİNE ARAŞTIRMA YAPAN TÜM İLGİLİLERİN AŞIK OZAN ŞAİR VE ŞİİR YORUMCULARI İLE BAĞ BAHÇE ÜRETİCİLERİNİN DE PİRİ OLAN DÜNYACA ÜNLÜ ŞAİR ABDİ BEĞ İLE DOĞDUĞU VE YAŞADIĞI ŞEBİNKARAHİSAR'DA'Kİ MEKANLARI DA GÖREREK YAKINDAN İLGİLENMELERİNİ İSTİYORUZ.




Bu yazarın diğer yazıları






www.edebiyatufku.net yayın hayatına başlamıştır. Yayınlarımızı edebiyatufku.net adresinden izleyebilirsiniz. .............................................................................................. ŞU ANDA DERGİMİZİN 54.SAYISININ (EYLÜL 2013) KÖŞE YAZILARI YAYINLANMAKTADIR .............................................................................................. .............................................................................................. İletişim: edebiyatufku@gmail.com

En Çok Okunanlar