Mehmet Nuri PARMAKSIZ - Prof. Dr. İbrahim Agah Çubukçu Üzerine Bir Araştırma

Mehmet Nuri PARMAKSIZ  - Prof. Dr. İbrahim Agah Çubukçu Üzerine Bir Araştırma

( Sayı 47 ) Şubat 2013


28 Şubat 2013 08:18
font boyutu küçülsün büyüsün


1928'de Kadirli'de doğdu. 1953'de A.U. İlahiyat Fakültesi'nden diploma aldı. Aynı Fakülte'de 1958'de İslâm Felsefesi doktoru oldu. 1963'te doçent, 1969'da Profesör olarak kadro aldı. İ. Agâh Çubukçu Fransa ve İngiltere'de incelemelerde bulundu. Fransız Dili ve Medeniyeti ile ilgili sınavları vererek Sorbon Üniversitesinden diploma aldı.

Uluslararası birçok sempozyuma katıldı. Kültür Bakanlığı danışma kurullarında görev yaptı. İki kez Ankara Üniversitesi Senatörlüğü'ne seçildi. Radyo ve Televizyon Yüksek Kurulu üyeliğine seçilen Çubukçu, altı yıl süreyle bu görevi yaptı. Daha sonra Türk Tarih Kurumu Başkanvekilliğine atandı. Bir süre bu görevi ifâ ettikten sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Radyo ve Televizyon Üst Kurulu üyeliğine seçildi. Dört yıl süreyle RTÜK'de görev yaptı.

İ. Agâh Çubukçu doçentliği sırasında A.Ü. ilahiyat Fakültesi'nde İslâm Felsefesi ve Filozofları Kürsüsü Başkanı olarak görev üstlendi. Profesör olduktan sonra Kelâm ve İslâm Felsefesi Bölümü Başkanlığı, Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü Başkanlığı gibi görevlerde bulundu. Bir ara Hacettepe Üniversitesinde Türk Düşünce Tarihinde Felsefe dersleri verdi. İ. Agâh Çubukçu birçok makale ve kitap yazdı. Düz yazı olarak eseri otuzdan fazladır. Aynı zamanda edebiyatla ilgilenen Çubukçu on dört şiir kitabı yayımladı.

1961'den itibaren Radyo'da ve daha sonraları Televizyonda dinî sohbetler yapan Çubukçu yetmiş kadar ilimizi dolaşarak konferanslar verdi. Üyeliğinin son yılında Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Başkanlığına seçilen Çubukçu, 1998 yılından beri emeklilik hayatını sürdürmektedir. İngilizce, Fransızca ve Arapça bilen Çubukçu, düzyazı çalışmalarını "Denemeler" ve "Söyleşiler" adlı kitaplarında topladı. Dokuz şiir kitabını birleştirerek "İbrahim Agâh Çubukçu Divanı'nı okurlarına sundu. Halen "İnançlar ve Düşünceler" adlı kitabını yayıma hazırlamaktadır.

ESERLERİNDEN BAZILARI

İslâm Mezhepleri Tarihi, Ahlâk Tarihinde Görüşler, Denemeler, Duyuş Evrende İnsan, Garip Çeşme, Gazzalî ve Batınîlik, Gazzalî ve Kelâm Felsefesi, Gazzalî ve Şüphecilik, Halifelik, Din ve Laiklik, İlden İle Şiirler, İslam Felsefesinde Allah'ın Varlığının Delilleri, İslâm'da Ahlâk ve Manevi Vazifeler, Görüşler ve Düşünceler, Tan Işığı, Mutluluk Duaları, Sonsuza Doğru

ŞİİRİ HAKKINDA YAZILANLAR

Ahmet Tufan Şentürk Çubukçu'nun sanat değeri hakkında güzel bir yazı yazarak Kemalist Ülkü'de yayımlamıştır. Şahinkaya dil ozanımızı Ahmet Hamdi Tanpınar'a,' Ozan Ahmet Yüzendağ Yunus Emre'ye, Prof.Dr. Hüseyin Yurdaydın felsefe yapan bir şaire, Müveddet Türkuğur Hintli Şair Tagor'a benzetmektedir. N. Sami Özerdim, Çubukçu'da halk ozanlarının ve Yunus Emre'nin izlerini görmektedir.

İsa Kayacan, çeşitli gazetelerde Çubukçu'nun şiirlerindeki duygu zenginliğinin, anlatımının ve konuya hâkimiyetinin takdirle karşılandığını belirtmiştir. Halim Yağcıoğlu Kemalist Ülku'de Çubukçu'nun şiirlerini değerlendirirken koşmalarının Karacaoğlan'ınkinden daha az güçlü olmadığını belirtmiştir.

Bilim adamı, şair Prof.Dr.Mehmet Bayrakdar da Eğitim Hareketleri'nde Çubukçu'nun felsefî ve mistik şiirler yazarak yeni deyişler ve imgeler ürettiğini dile getirmiştir. Çubukçu'nun ilk şiir kitabı Neyleyim yayımlandığı zaman Prof.İsmail Hakkı Baltacıoğlu, Çubukçu'nun bu eserini beğenerek Yeni Adam'da tanıtmış ve üzerinde övgüyle durmuştur. Ayrıca Kanal B Televizyonu "İbrahim Agâh Çubukçu Divanı"nı ve onun yazın değerini belirten bir programı izleyicilerine sunmuştur. Şairin üçüncü şiir kitabı çıkınca Behçet Necatigil Edebiyatımızda İsimler Sözlüğu'ne "Çubukçu, İbrahim Agâh maddesini eklemiştir.

DENEMELERİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER (Prof. Dr. Mehmet Bayraktar'ın)

Sayın. Çubukçu, bu kıymetli eserinde, pek çok konuyu işlemiştir. Fakat eserin içeriği, insan ve felsefî konular almak üzere iki grupta toplanabilir-. Bu konularda ağırlık, insan ve zamanımızın ifadesiyle insanın varoluşsal yönü verilmiştir. Umut, tasa, öfke, mutluluk, sevgi, barış., özgürlük, ölüm ve yabancılaşma.Hocamız- Çubukçu, sırf felsefî konular arasından., zaman, akıl, varlık, iyi ve güzel konularını işlemiştir. Bir çeşit varoluşsal felsefe yapmıştır.

Tüm bu konular işlenirken, özellikle felsefenin kendine has ağır ve teknik üslup ve deyimlerinin kullanımı yerine, sade, akıcı ve herkesin anlayabileceği ifadelerin, kullanımı tercih edilmiştir. Böylece âdeta halkın felsefesi yapılmıştır. Bundan dolaya da "Denemeler"e halk için felsefi denemeler denebilir. Konular- işlenirken zaman zaman dizelere ve hikâyelere başvurulmuştur. Bu da işlenilen konuların çok daha rahat anlaşılmasını sağlamıştır.

Eserde yer- yer Çubukçu'.ya özgün tanımlamalara rastlanmaktadır. Bunlardan burada bir kaçını örnek alarak zikredebiliriz. Örneğin güzel tarifine bakalım: "Güzel, özne ile nesne arasında uyuşumdan doğan büyülü duygulanmadır. Burada güzel kavramı, psikolojik ve duygusallık yönüyle tarif edilmiştir. Güzel, bu bakımdan Çubukçu'nun kendisinin de ifade ettiği gibi, sezgiyle kavranan bir şeydir. Bir başka örnek: Mutluluk kavramının özgürlükle sıkı bağının vurgulanmasıdır ki şöyle deniliyor: "Bağımsız ve özgür-yaşamak isterim. Ben özgürlüğü ruhumda ne kadar- duyarsam, kendimi de o kadar mutlu sayarım.

Sağduyunun yolunu izlemenin mutluluk olduğunu belirttikten sonra, mutluluğun temeli olarak, ruhi ve aklî özgürlüğün görülmesi çok ilgi çekicidir.

Bir örnek daha: Sayın Çubukçu, çağımızın insanının- bunalımını anlatırken veciz bir ifade-kullanıyor : "İnsanlığın artık toplanması gereklidir. İnsan maddenin esiri değil, madde insanın esiri olmalıdır" Hakikaten bu, insanlığın bunalımının temel sorunudur-Çubukçu'nun zevkle okunan "Denemelerdi özellikle gençlere tavsiyeye şayan bir eserdir. Cömertliğiyle tanınan hoca, eserini parayla satmamakta hediye olarak rastladığı kişilere vermektedir.

ŞİİRİ HAKKINDAKİ DEĞERLENDİRMELER

Asaf Demirbaş'ın, Çubukçu'nun Zambak, Garip Çeşme, Bahar, Kıvılcımlar, Çıra, Ufuk, Evrende İnsan, Sonsuza Doğru gibi kitaplarını da dikkate alarak bir değerlendirme yapacak olursak şu sonuçlara varabiliriz:

1. Vezin ve kafiyeye önem vermiştir. Şiirlerini koşma biçiminde yazmıştır. Ancak bazı dergilerde yeni tarzda şiirler yazdığı da görülmüştür.

2. Felsefeyi kendine mahsus bir üslupla şiire sokmuştur. İslâm felsefesinin özünü, tasavvufun yumuşak havasını onun dörtlüklerinde görmek mümkündür.

3. Çubukçu zaman zaman Susma Bülbül'de olduğu gibi doğulu bir varoluşçuya benzemektedir. Hayatın sıkıntılı ve bunaltıcı yanlarım şiire aksettiriyor. Bazen çölde susuzluktan ve dünyanın saçma yanlarından bıkmış bir ruha bürünüyor. Her şeyden yakınıyor. Sonra inşam iman ışığmm kurtaracağını belirterek bulantıdan kurtuluş yollarım gösteriyor. İmandan sonra Tanrı aşkının verdiği derunî tutku ve manevî hazzı tasvir ediyor.

Batılı varoluşçulardan Sartre ve Heidegger gibi inkârcı yolda bocalamıyor.

4. Çubukçu Garip Çeşme'de daha sık görüldüğü gibi Zambak'da da ölümün gerçekliğini, erdemin değerini ve insanın özlemlerini dile getiriyor. Bazen Tanrı aşkıyla coştuğunu ve bir gönül sarhoşluğuna ulaştığım ifade eden şiirlere rastlanıyor. Tutku ile özlem arasında insanın ruhsal çatışmalarını ve sevgide boşahşım nitelendiriyor.

5. Çubukçu zaman zaman insanı tatlı bir üslupla eleştiriyor. Hoşgörü azlığından yakınıyor. Bazen kendisini de iyice eleştiriyor. Günahının çokluğundan şikâyet ediyor. İnsanlığın ıstırabını çekerek bunun sıkıntılarını felsefî biçimde çözümlemeye çalışıyor.

6. Çubukçu, insan ruhunu tahlil ederken ürik ifadesiyle âdeta sevimli bir çiçek demeti sunuyor. İnşam iyiye, doğruya ve güzele yöneltmek istiyor.

7. Evrenin başlangıcı ve sonu Çubukçu'yu yakından ilgilendiriyor. Sonsuz varlığın büyüklüğü, yaratıcılığının hikmeti şairimizi derinden etkiliyor. İslâm mistiklerinin gizemsel yönlerini canlandırıyor. Yer yer onlardan söz ediyor. Dünyanın bir imtihan yeri olduğunu belirtiyor.

8. Çubukçu'nun şiir kitaplarında bazen Türkçe'miz açısından enteresan destanlara rastlanıyor. Koyun ve Öyküsü, Buğdayın Öyküsü, Bal Arısının Destanı, Orman Destanı gibi şiirler edebiyatımızı zenginleştiriyor. Zambak'da da Köylü Gelinin Destanı'nı zevkle okuyoruz.

9. Çubukçu, şiirlerini itidalli bir dille yazıyor. Dili andır. Halkın konuştuğu dildir.

10. 1974 yılından beri şiir yazan Çubukçu'nun peşpeşe kitaplar çıkarması dikkati çekiyor. Edebiyatın deneme türünde yazdığı "Denemeler ve Söyleşiler'''de değenilmiştir.

11. Çubukçu, şiirlerinde insanı tanımaya ve sevmeye önem veriyor. Bencil duygularla mücadele etmenin gerekliliğine işaret ediyor. Bu tür şiirleri sonsuza perde açar gibi görünüyor.

12. Mistik şiirlerinde ruhun erdemle süslenmesinin insanı Tanrıca yaklaştıracağını belirtiyor.

13. Şiirde yapmacık ve tantanalı deyişlerden sakındığı görülüyor.

14. Şiirlerinde akıcılık ve açıklık insanı sürüklüyor.

15. Şiirlerinin düşündürücü ve insanı iç muhasebeye yönlendirici yönleri ağır basıyor. Vicdan özgürlüğüne, sevgiye ve hoşgörüye ağırlık veriyor.

16. Tabiatın yaratılışı ve evrenin düzenli işleyişi Çubukçu'nun şiirlerinde insanda ahenge karşı ilgi uyandırıyor.

17. Çubukçu zaman zaman objelerde gizli bir hikmet arıyor. Şiirlerinde büyük bir coşku, ahenk ve akıcılık egemendir.

18. Çubukçu'nun yapıtlarıyla Mevlânâ ve Yunus'un açtığı çığır yeni bir evreye ulaşıyor. Malzeme eski, ancak deyiş yenidir, yalındır, içtendir. Her dörtlük insanı düşündürüyor ve alışılmış yaşamın ötesine götürüyor. İnsanı yüceltiyor. Koşuklar insanlığa ve çağdaş bilime açıktır. Düzen, uyum ve içtenlik sergileniyor.

19. Felsefenin konusuna giren varlık sorunu, bilgi kuramı, insan özgürlüğünün sınırı Çubukçu'nun dizeleriyle yeni diyebileceğimiz boyutlara ulaşıyor. İnsan ve doğa kaynaştırılıyor.

Sözün özü İbrahim Agâh Çubukçu, geçmişte yaşanmış kültürümüzün imgelerini kullanarak edebiyatımıza yeni deyişler ve düşünceler katmıştır.

ŞİİR ÜZERİNE DÜŞÜNCELERİNDEN SEÇMELER

Şiir bilincin derinliklerindeki ince, yüksek ve derin duyguları ahenkli olarak ifade eden sanatlı sözlerdir. Bu ahenk, koşmalarda vezin ve kafiye ile sağlanabildiği gibi serbest şiirlerde iç uyumla da yaratılabilir.

Güzel sanatlar içinde müzikle şiiri zirveye koyanlar bulunmakla bir­likte estetikçiler şiire daha fazla üstünlük vermektedirler. Müzik seste ahenktir. Şiir kısaca sözde ahenktir. Ancak müzik duyguları belirsiz bi­çimde ifade eder. Duyguları belirli bir biçimde ifade için söze gereksinimi vardır. Bu söz de güfte dediğimiz şiirdir. Şiirde duyguları ifade yanında düşünce de vardır.

Şiir halkın kültür kaynaklarından biri olup dinlenmesini ve rahatlama­sını sağlar. Dedemin misafir odasında duvarda hem Kur'an'ın, hem de Karacaoğlan Divanı'nın asılı olduğunu anımsarım. Şiirdeki buluşlar ve nükteler konukları güldürürdü.

Şiir halkın ortak duygularını, heyecanlarını dile getirerek kaynaştırma ve ortak tat verme gücüne de sahiptir.

Şiirde esinin (ilhamın) gücü çok önemlidir. Şiir yazan çoktur ama, kalıcı olan şiirler güçlü esinlerle yazılanlardır. Ancak bu da yeterli değil­dir. Şiir geniş bir kültürün ürünü oldukça ve ustaca işlendikçe kalıcı gü­cünü arttırır. Elbette şiirde içerik, tutarlılık, halkın deyişlerini kullanmak önemlidir.

Bazen çekilen acılar, felâketler, birikimler şiir musluğunun akmasına vesile olur. Bazen de doğadaki güzellikler, sevgilinin bakışları, mutlu­luklar şaire şiir yazdırır.

Şiir, ilâhilere, türkülere, şarkılara güfte olarak seçildiği için ulusal kül­türümüzün önemli bir unsurudur. Hatta çevirilerle kültürümüzün yurt dışında tanınmasına vesile olur. Bununla birlikte belirtmeliyim ki şiir başka dile çevrilince şiiriyet kaybolur. Ancak düşünce olarak çevrilebilir. Ya da dil bilen usta şairlerin kalemiyle okunacak düzeyde aktarılabilir. Çevrilen şiirde düşünce güçlüyse okuyanları etkiler. Mevlânâ ve Yunus'un yurt dışında sevilmeleri barış ve sevgi dolu insancıl şiirlerinden ötürüdür.

Serbest olsun, uyaklı ve ölçülü olsun şiirde anlam aranır. Serbest ya­zılan güçlü şiirlerde bir iç ahenk vardır. Şiir uyaklı ya da serbest yazılabilir. Yeter ki kültürlü bir ustanın elinde dile hakim olarak güçlü esinlerle yazılsın. Kalıcı olan şiirler de bu yete­neklerle yazılan şiirlerdir.

Şair, şiirini özgür bir ruhla yazmalıdır. İdeolojinin emrinde yazılan şi­irler uzun soluklu olmaz. Dünyada ideoloji ile ilgili anlayışlar yıllar geç­tikten sonra değişmektedir. Batıda Rönesans'tan önceki şiirle sonraki şiirler arasında düşünce farkı vardır. Ortaçağdaki devlet anlayışı ile yirmi birinci yüzyıl devlet yönetimi arasında temel ayrılıklar bulunmaktadır. Kısacası şiir siyasî havaya göre değil, sanatsal değerlerle yazılmalıdır. Böyle bir şiir de özgür ruhlu şairin ürünü olur. İdeolojik şiirler de yazıla­bilir. Ancak ömrü çok uzun olmaz.

Şiir hoş olan nesneden farklıdır. Hoş olan yemeği yeriz. Doyduktan sonra yemeğe devam edersek tiksiniriz. Şiiri ise tekrar tekrar okuruz. Her okuyuşta tat alırız. Her hoş olan güzel değildir. Ama her güzel hoştur. Şiir de güzel sanatların bir dalıdır.

Şiir yararlı olan nesnelerden farklıdır. Yararlı olan şeyler nicelikseldir. Şiir ise nitelikseldir. Yararlı olan alınır, kullanılır, eskiyince işe yaramaz olur. Şiir ise her zaman okunur. Güzel şiirden her zaman tat alınır. Şiir eskitilip atılmaz.

Şiir bizi bazen evrensel duygulara, bazen çıkarsız hazlara, bazen de duyguların arındığı ufuklara götürür. Şiir okuyarak içimizi dökeriz, can sıkıntısını atarız, olumlu kararlara yöneliriz. Bu nedenle tüm sanatımıza olduğu gibi şiiri­mize de sahip çıkıp onu geliştirmeliyiz.








Bu haber 676 defa okundu.





Yorum ekleYorum ekle


Yorumlar


  Henüz yorum yapılmamış






www.edebiyatufku.net yayın hayatına başlamıştır. Yayınlarımızı edebiyatufku.net adresinden izleyebilirsiniz. .............................................................................................. ŞU ANDA DERGİMİZİN 54.SAYISININ (EYLÜL 2013) KÖŞE YAZILARI YAYINLANMAKTADIR .............................................................................................. .............................................................................................. İletişim: edebiyatufku@gmail.com

En Çok Okunanlar