Mustafa KILIÇBAY - 'Felatun Bey ile Rakım Efendi' Romanından Hareketle Ahmed MİDHAT Efendi'nin Romancılığı Üzerine

Mustafa KILIÇBAY - 'Felatun Bey ile Rakım Efendi'  Romanından Hareketle Ahmed MİDHAT Efendi'nin Romancılığı Üzerine

( Sayı 48 ) Mart 2013


30 Mart 2013 08:06
font boyutu küçülsün büyüsün


Ahmed Midhat Efendi (1844-1913), hemen her türde vücuda getirdiği eserleriyle Türk dünyasının en çok yazan ve okunan yazarlarından birisi olmaya muvaffak olabilmiş bir muharrirdir. Sayısı 100'ü aşan romanlarından biri olan "Felâtun Bey ile Râkım Efendi" adlı romanı tematik yapısı itibariyle, tab'ından yıllar sonra neşrolunan birçok esere misal teşkil etmesi ve yazıldığı devrin dikkate şayan içtimai problemlerini aksettirmesi hususuyla, diğer romanlarına nazaran ayrı bir ehemmiyeti haizdir. Çalışmamızın maksadı, mevzu-i bahis romanı esas alarak Ahmed Midhat Efendi'nin romancılığına dair tespitlerde bulunmaktır.

Tanzimat Fermanı'yla birlikte birçok alanda muasırlaşmak maksadıyla 'Garb'a yelken açan Devlet-i Âliyye-i Osmaniyye'nin edebiyatı da tabii olarak bu Batılılaşma cereyanından müteessir olmuştur. Tercümelerle ve adaptasyonlarla başlayan söz konusu edebî Batılılaşma, yerini zamanla roman denemelerine bırakmış; nitekim Türk edebiyatında 'ilk yerli roman' addedilen Şemseddin Sâmi Bey'in "Taaşşuk-ı Talât ve Fitnat"ı 1872-1873 yılları arasında Hadika gazatesinde tefrika edilmiş ve yine Türk edebiyatının 'ilk edebî roman'ı kabul edilen Nâmık Kemâl'in  "İntibah"ı ise 1876'da neşredilmiştir.

1873 sonrasında Ahmed Midhat'ın Rodos'ta kaleme aldığı "Felâtun Bey ile Râkım Efendi" adlı romanı da 1876'da neşredilmiş ve seyreden yıllardaki telif eserlerle birlikte 'edebiyat-ı garbiyye'den ithal edilen 'roman' nev'i Türk edebiyatında neşv ü nemâ bulmuştur.

Ahmed Midhat Efendi, "Felâtun Bey ile Râkım Efendi" adlı romanında yukarda zikredilen "İntibah" ve "Taaşşuk-ı Talât ve Fitnat"ta olduğu gibi muayyen hususlarda bir 'ilk'e imza atmasa da eser, bazı hususiyetleriyle şâyân-ı dikkattir. Zira gerek İntibah'tan gerekse Taaşşuk-ı Talât ve Fitnat'tan birçok cihetten farklılık arz eden eser devrin roman tekniği açısından zaten Taaşşuk-ı Talât ve Fitnat'ın fevkındedir. İntibah'tan ise tasvir yönüyle aşağı kalmış olsa da en az onun kadar 'edebî' bir hüviyet arz etmektedir.

Çalışmamız da, devrin roman tekniği cihetinden mevzu-i bahis eserin tetkiki ve buna bağlı olarak Ahmed Midhat'ın romancılığının tespitine dairdir.

Roman Hakkında

1873 sonrasında Rodos'ta kaleme alınan roman 1292 (1876)'de İstanbul'da "İlk defa olarak Babıali Caddesi'nde 28 numaralı Kırk Ambar Matbaası'nda basılmıştır." Eser, on bir babdan müteşekkil olup "hikâye" sıfatıyla tab' olunmuştur. Eserin, "Biraz da Bugünkü Ahvale Bakalım"  şeklinde de ikinci bir adı mevcuttur. 

"Felâtun Bey ile Râkım Efendi" telif bir roman olup benzer muhtevaya dair kendisinden daha sonra yazılan Recâizâde Muhmud Ekrem'in "Araba Sevdâsı", Hüseyin Rahmi [GÜRPINAR]'nin "Şık" ve "Şıpsevdi" ve dahi Ömer Seyfeddin'in "Efruz Bey" adlı romanlarına, tematik cihetten numune-i evvel olmuştur.

Eser, alafrangalığın ve alaturkalığın, Felâtun Bey ve Râkım Efendi adlı karakterlerde tezahür ettirilmesiyle, mukayeseli fakat taraflı bir şekilde ele alınması suretiyle teşekkül ettirilmiştir. Batılılaşma yahut da yanlış batılılaşma, Felâtun Bey adlı karakter vasıtasıyla okuyucuya aksettirilmiştir. Bununla birlikte alaturka yaşam felsefesi yahut da hitab edilen toplum için ideal görülen hayat tarzı da Râkım Efendi'nin bünyesinde tebarüz ettirilmiştir.

Bir taraftan tembel, müsrif, sığ, aylak ve züppe olan Felâtun Bey'in sefahatine dem vurulurken öbür taraftan onun tam aksine çalışkan, tutumlu, derin, sorumluluk sahibi ve efendi bir duruş sergileyen Râkım Efendi'nin maceraları tahkiye edilmiştir.

Felâtun Bey İle Râkım Efendi'de Ahmed Midhat

Roman, hâkim bakış açısıyla kaleme alınmış ve vakalar romantik anlatıcı vasıtasıyla okuyucuya sunulmuştur. Romantik anlatıcı, hem kendini hem de okuyucuyu yer yer romana dâhil etmiş, romandaki bütün tasarrufu elinde tutmuş, dilediğince hüküm vermiş, olaylara ve durumlara müdahale etmiş, taraf tutmuş, metinle okuyucu arasına girmiş ve metin içerisinde son derece hür bir şekilde kendi varlığını ve zihniyetini tebarüz ettirmiştir.

Nitekim; "Felâtun Bey'i tanır mısınız? Hani ya şu Mustafa Merâkî Efendizâde Felâtun Bey! Galiba tanıyamadınız. Fakat tanınacak bir çocuktur. …"

"Vay! Râkımda böyle hevesler vardı ha!

Niçin olmasın? Size Râkım'ı yemezler, içmezler, erkeklik ve dişilik onlarda yoktur diye mi tavsiye ettiler? ..."

"… Siz bu iki fikrin hangisini tasvip edersiniz? Hele biz Râkım'ı tasvip ederiz. Zira mirasyedinin ve hususiyle Felâtun Bey tavrında bulunan mirasyedinin serveti, servet-i müstakara olduğu bin kadar tecariple sûret-i subûta varmış bir hakikattir. İşte mevsim-i bahara kadar güzeran etmiş olan ahvâl-i müteferrika şunlardan ibaret idi ki, zikrettik bitirdik. …

"… Ne zannettiniz ya? Rica ederiz, Canan'ı öyle bir yılışık, aşüfte zannetmeyiniz. …"

"… Râkım'ın icra eylediği Kâğıthâne âlemini beğendiniz mi? Şu sualimizi abes görmeyiniz. Zira bu suretle edilen teferrüçleri çok kimseler beğenmez. …"

"… Orada kime rast gelse iyi? Felâtun Bey'e!

Adam bırak şu sefihi be!

Nasıl bırakırız. Hikâyemizin nısfına müşterek olan bir zatı nasıl terk ederiz?

O hoppayı bu hikâyeye hiç katmamalıydı.

Öyle lâzımdı ama, nasılsa katmış bulunduk. Hem Felâtun Bey'e bu buğz neden iktiza etti? Yoksa herifin şu alafrangalığını mı çekemez oldunuz? Eğer Felâtun Bey olmamış olsaydı, mayonez meselesi meydana çıkar mıydı? Ya Hotel C öyle bir zengin alafranga Osmanlıyı görebilir miydi? Kâğıthâne'de madamın arabası önünde çifte mızıka çalınır mıydı?

Batasıya gittikten sonra neye yarar?

Zararı yok! İşte sizi temin ederiz ki, bundan sonra batasıya gitmeyecek. Gidemeyecek ki, gitsin.

Korkarız paralar….

Korkacağınıza dinleyiniz: …"

gibi pasajlar bunlara sadece birkaç örnekten ibarettir. Ahmed Midhat, daha doğrusu romantik anlatıcı yukarıdaki misallerde de görüldüğü üzre mütemadiyen okuyucu ile metin arasına girmiş, okuyucuyu telkin etmeye çalışmış, kendi fikriyatını beyan etmiş, ara ara sohbet havasında okuyucu ile konuşmuş ve kendi varlığını âşikâr kılmıştır. Bu durum her ne kadar modern roman için bir kusur sayılsa da, Ahmed Midhat, bu suretle romana canlılık katmış, onu tekdüzelikten ve yavanlıktan kurtarmış ve esere farklı ve çekici bir çeşni katmıştır. 

"Roman hayatın yerine geçmeye çalışan bir yazı sanatıdır. Bunun çeşitli usulleri vardır. Midhat Efendi bunu her şeyden önce şahsî mizacıyle birleşen sohbet üslûbuyla yapar. Ahmed Midhat Efendi denilebilir ki, bu romanın gözle görülmeyen fakat varlığı daima hissedilen en mühim kahramanıdır. Her cümlede o vardır."

Ahmed Midhat romandaki mevcudiyeti romantik anlatıcıyla; müdahaleleri, taraf tutması velhasılı varlığını tebarüz ettirmesiyle sınırlı değildir. Başka bir ifadeyle roman bir cihetiyle otobiyografik unsurlar taşır. Muharririn tarihçe-i hayatı tetkîk edildiği vakit onun, Râkım Efendi ile birçok noktada müşterek olduğu hakikati dikkatlerden kaçmayacaktır.

Eserden Hareketle Romancılığının Vasıfları

Meseleye çok daha evvelinden tamas etmiş olan İsmail Habib [SEVÜK] Ahmed Midhat Efendi'nin romancılığı hakkında şu evsafa dikkat çekmiştir:

a.Çalakalemcilik

b.Üslûbda Âmiyânelik

c.Mevzu İcadı

d.Hâtıra Bolluğu ve Hâfıza Kuvveti

e.Romanlarındaki Çeşitlik

f.Romanlarında Terakkî

g.Tekniksizlik

h.Tip Yaratamayışı

ı.Mâlûmatçılık ve Faydacılık

j.Ahlâkçılık

Elbette bu vasıflar İsmail Habib'in, yazarın birçok eserinden hareketle tespit ettiği, münakaşaya açık ve dahi dikkate değer vasıflardır. Zira zikredilen birçok hususiyet söz konusu romanda karşımıza çıktığı gibi münakaşaya değer noktalar da göze çarpmaktadır. Şimdi, yukarıda, İsmail Habib'den naklettiğimiz hususiyetlerin "Felatun Bey ile Râkım Efendi"deki tezahürlerini ele alalım:

a."Çalakalemcilik: Evet Ahmed Mithat çalakaelm yazdı, gayet çabuk, kolay, yazdığını bir daha okumağa vakit bulamıyacak kadar çalakalem yazdı. 1291 (1878) da bir dostuna yazdığı mektubda «Benim günde otuz iki sahife kaleme alabilecek kadar kuvvetim olduğunu siz bilirsiniz» der."

Ahmed Midhat'ın yukarıdaki ifadede mevcut mektuptaki beyanını dikkate aldığımız vakit, latinize edilmiş hali 149 sayfa tutan Felâtun Bey ile Râkım Efendi'nin en fazla bir haftada yazılabileceği ihtimalini –tümevarım yöntemiyle- düşünmek hiç de zor olmayacaktır. "Çalakalemcilik" tezi, söz konusu eser için hiç de yadsınamayacak bir husustur. Tabii bu durum, eseri küçümsemek olarak algılanmamalıdır. Zira Felâtun Bey ile Râkım Efendi'nin devrin edebî ahvali göz önünde tutulduğu vakit, gerek teknik gerekse tematik cihetten birçok takdire şayan hususu ihtiva ettiği görülecektir. Lâkin ne var ki eser ciddî bir tahayyül, tasavvur ve zaman gerektiren tasvirlerden mahrumdur. Bu nokta itibariyle mevzu-i bahis eserde "çalakalemcilik" kendini tebarüz ettirmiştir denilebilir.

b."Üslûbda Âmiyânelik: Bu kadar çalakalem yazan, üslubuna çeki düzen veremezdi, veremedi. O hep konuşma dilile yazdı, gündelik konuşma üslûbu. Bu bir meziyettir, sanatkâr ve titiz bir kalem elinde bu konuşma dili güzel ve ince bir üslûb hâline gelebilirdi. Ahmet Mithatın elinde ise bu âmiyane bir hal aldı."

Esere bu tenkit nazarından bakıldığı vakit belki bugünün dili itibariyle yanılgıya düşmemiz mümkündür. Söz gelimi Ahmed Midhat'ın günümüz için ağır ve süslü lâkin devrin edebî lisanı cihetinden çok daha sade olan dili, bugün bize sanatkârane gelebilir. Lâkin ne var ki dilin bugün itibariyle ağır ve süslü olması yazarın üslûbunu âlî kılmaz. Üslûbu yüce kılan, 'âmiyânelik'ten kurtaran elbette ki o dilin işlenişi, kelimelerin ve cümlelerin edebî esere yakışır nispette yerli yerince, kılı kırk yararcasına, son derece titiz bir çalışma ve hassas bir yaklaşımla mümkündür. Fakat çalakalem yazan ve tasannu endişesi gütmeyen, bu durumunda farkında olup bunu olgunlukla itiraf edebilen bir muharririn üslubunu tasvir için 'amiyâne' sıfatını kullanmak hakikate pek de aykırı görünmemektedir ki zaten incelediğimiz eserde mukayyet birçok ifade bu tezi de doğrular hüviyettedir. Eser söz konusu âmiyânelikle doludur. Dolayısıyla 'üslubda âmiyânelik' tezi burada ispata muhtaç değildir.

c."Mevzu İcadı: Kendisinin muhayyilesi kuvvetliydi, bu sayede romanlarına mevzu bulmakta, vak'alar icadında, vak'alardan vak'alar çıkarmakta güçlük çekmedi. Bu hal onun en kuvvetli tarafı."

Bu durum, Ahmed Midhat'ın sayısız vukuatla dolu macera romanları için çok daha geçerlidir. Nitekim Hasan Mellah buna en isabetli örnektir denilebilir. Mevzu icadı, bir yazarda olmazsa olmaz diyebileceğimiz hususiyetler arasındadır. Bu kabiliyet her yazarda vardır. Lâkin yüzün üzerinde roman yazabilmiş bir yazar için beklide en bariz hususiyettir. Bu nokta-i nazardan Ahmed Midhat'ın en kuvvetli tarafıdır. Tetkîk ettiğimiz eser, bu cihetiyle zikre şâyan bir aşırılık göstermemekle birlikte eserdeki tesadüflerin bolluğu, olayların cereyânında yazarın zorlanmayışı ya da başka bir ifadeyle eserin vaka cihetinden hacmine nazaran fakir olmayışı Ahmed Midhat'taki "mevzu icadı"nı doğrulayıcı niteliktedir.

d."Hatıra Bolluğu ve Hafıza Kuvveti: Ahmet Mithatın hem vücudu iri yarı ve sağlam, hem de kafası sıhhatli ve dincdi. Hâtırası bol ve hâfızası kuvvetliydi. Bu sayede romanlarına geniş ve tutam tutam malzeme doldurabiliyordu. Okuyucularına birçok şey öğretmesinde bu hassasının tesiri oldu."

Bu durum, daha evvel de ifade ettiğimiz üzre "Felâtun Bey ile Râkım Efendi" nin otobiyografik unsurlar taşımasıyla yakından alâkalıdır. Zira Ahmed Midhat, birçok hususiyetini, Râkım Efendi'nin bünyesinde tahkiye etmiş tabir caizse kendi ruhundan Râkım'ın vücuduna bir ruh üflemiştir. İsminden de anlaşılacağı üzre Râkım hesap kitap adamıdır; aynı zamanda 'yazan'dır. Durmak, yorulmak nedir bilmeyen Rakım Efendi, işlerindeki nizam-intizam, çalışma şevk ve iştiyakı, say sebat erbabı olması hasebiyle tabii olarak bizi yazarın kendisine götürecektir. Nitekim Râkım Efendi 'iş makinesi', Ahmed Midhat Efendi ise 'yazı makinesi' olarak vasıflandırılmıştır. Buradaki ayniyet elbette ki nazarlardan kaçmayacaktır. Bu mevzua binaen Kaplan'ın aşağıdaki ifadeleri şayan-ı dikkattir:

"Midhat Efendi bütün romanlarında kendisini hissettirir. Felâtun Bey'le Rakım Efendi'de onun okuyucuya daha yakın oluşu roman ile roman kahramanı arasındaki münasebettir. Yazarın o kadar hayranlıkla tasvir ettiği ve yücelttiği Rakım Efendi, birçok bakımdan Ahmed Midhat'ın kendisine benzer. O da Midhat Efendi gibi çalışarak, alnının teriyle para kazanmış, başarı ve saadete kavuşmuştur. Romanda anlatılan çevre, İngiliz ailesi, Jozefino hatta Felâtun Bey'in benzerlerinin bile Midhat Efendi'nin hayatta yakından tanıdığı insanlar olması muhtemeldir. Her hâlde romanın ana fikrini teşkil eden «Çalışma ile başarı ve saadete ulaşma» fikri, Midhat Efendi'nin kendi hayat tecrübesinin bir neticesidir."Nitekim Râkım'ın yapmış olduğu bir çeviri mukabilinde kazandığı bir miktar para hasebiyle saadetten ağlamaklı bir hale geldiğini dile getiren yazarın "… Ne o? Şaşırdınız mı? Hey kardeşim hey! İçinizde Râkım hâlinde büyümüş adam varsa düşünsün baksın sa'y-ı dest olarak ilk kazandığı paraya ne kadar sevinmiştir, der-hâtır etsin. …" ifadelerindeki , -sanki olayın aynısını yahut da bir benzerini yaşadığını belli etmek istermişçesine vurguladığı- bu samimiyet, iddiamızı destekler mahiyettedir.

e."Romanlarındaki Çeşidlik: Hülâsalarını ve kısa tahlillerini gördüğümüz romanlarından bile belli ki o, romanlarında çeşidli olmaya ehemmiyet vermiştir. «Hasan Mellâh» ve «Hüseyin Fellâh» larda karilerini yabancı ülkeler ve iklimlere götürdü. Türkçenin bu ilk romanlarında okuyucular «egzotik», yani başka diyarlara aid zevki tattılar. «Dünyaya İkinci Geliş» ve «Müşahedat» gibi romanlarında eski İstanbulla aktüel İstanbul'u tanıttı. «Filâtun Beyle Rakım Efendi»  ve «Karnaval» da züppeliği, «Çengi» de Donkişotluğu, «Yeryüzünde Bir Melek» te aşkın aile kutsiyetinden de kuvvetli olduğunu tez edindi. Fakat bu çeşidliliğe rağmen onların hepsinde Ahmed Midhatın âmiyane üslubundan gelme bir vahdet var."

Bu noktada "Felâtun Bey ile Râkım Efendi" hakkında söylenecek söz, onun, bu çeşitliliğin bir parçası olmasından öte bir şey değildir.

f."Romanlarında Terakki: Kendisi ilk romanlarına nazaran terakki ve tekâmül gösterdiğini söyler. «Nedâmet mi? Heyhat!» isimli adapte eserinin mukaddimesinde artık fikren ilerilemiş Türk karilerinin Monte Kristo'dan zevk alamıyacaklarını söylerken kendi ilk romanlarını da bu zümreye katıyor: «Hattâ kendi eserimiz olmakla beraber Hasan Mellâh'ı da Monte Kristo'nun naziresi olarak okuyanlarda bir hiss-i istib'ad peydasından başka bir tesir göstermiyecek asardan buluruz» der."

"Felâtun Bey ile Râkım Efendi" , bu hususta da işin bir parçası hüviyetindedir. Eseri müstakil olarak ele aldığımız vakit herhangi bir terakkîden yahut da aksi bir durumdan söz etmemiz mümkün değildir.

g."Tekniksizlik: Kendisinin bu terakki iddalarına rağmen ilk romanından son romanına kadar Ahmed Mithatta, muasır Avrupa romanlarının tekniğini göremiyoruz. Romanın kısımları arasındaki nisbete dikkat etmez. İşine gelen yerleri istediği gibi şişiriyor. Roman tekniği romana «doz» vermeği bilmektedir. Ahmed Mithat Efendi daima bu dozu kaçırdı."

Tetkike tabi tuttuğumuz roman bu açıdan ele alındığı vakit elbette birçok şeyden söz etmemiz mümkündür. Meselâ yazar; romanın adını Felâtun Bey ve Râkım Efendi arasında paylaştırdığı hâlde olayların ekseriyeti yahut da tahkiyenin büyük bir kısmı Râkım Efendi'nin çevresinde gelişir. Râkım Efendi'ye dair ne varsa tafsilatlı bir şekilde; uzun uzadıya hikâye eden yazar, eserin ilk babı müstesnâ tutulursa bu mevzuda Felâtun Bey için cimri davranmış, onu sanki eserin üvey evlâdıymış gibi görürcesine ihmal etmiş, arada bir, sanki bir lütufçasına, okuyucuya da danışmak suretiyle ondan bahsetmiştir. Eserin ilk babında teferruatlı bir şekilde bahsettiği Mustafa Merakî Efendi'nin ölümü üzerinde pek durmamış, bu kısmı tabir caizse bir iki cümleyle geçiştirivermiştir.

    Yer yer kari ile eser arasına girmesi, taraf tutması, varlığını hissettirmesi, tasvire ve yer vermemesi, tesadüflerin bolluğu –nitekim Râkım ile Felâtunun bir araya gelmeleri neredeyse hep tesadüf üzre tahakkuk etmiştir.- ve daha birçok unsur, devrin modern roman anlayışı cihetinden eserdeki tekniksizliğe dalalettir.

h."Tip Yaratamayışı: O, romanlarında vak'a yarattı. Hüseyin Rahminin sonra yaptığı gibi, tip yaratamadı. Bazı romanlarında kendini yaşattığı halde bunlar bile canlı birer tip olamadılar. «Pariste Bir Türk» teki Nasuh Efendi onun kendisidir, fakat gevezenin biri, o kadar. Rakım Efendi, Resmi Efendi, «Henüz On Yedi Yaşında» ki Ahmet Efendi hep kendisidir. Fakat canlı değil. Romanı yayvanlandırışı yüzünden şahısları tip olamıyor."

Bu maddenin, incelediğimiz eserdeki tezahürü münakaşaya açıktır. Zira gerek Felâtun Bey gerekse Râkım Efendi başlı başına birer tiptir. Her ikisi de muayyen cihetlerden sivriltilmiş ve bellibir kesimin mümessili olmuşlardır. Hatta öyle ki yukarıda da ifade ettiğimiz üzre, sonraki yıllarda kaleme alınan benzer mevzuattaki birçok romana numune belki de ilham kaynağı olmuşlardır. Bu noktada, İsmail Habib'in de ifade ettiği üzre Hüseyin Rahmi'nin daha başarılı olduğu elbette tasdik edilir.  Fakat bilhassa züppe tipi noktasında bir ilk olma hüviyeti taşıyan "Felâtun Bey ile Râkım Efendi" de Ahmet Midhat'ın tip yaratamayışından söz etmek, kanaatimizce mümkün olmadığı bilakis kontrastın –fazlalık cihetinden- belki de en iyi ayarlandığı; zıtlıkların tebarüz ettirildiği bir roman olan "Felâtun Bey ile Râkım Efendi" bir tip romanıdır diyebiliriz.

ı."Malûmatçılık ve Faydacılık: Romanı yalnız bediî unsurile almıyor. Romanın ne olması lâzım geleceğini, demin söylediğimiz mukaddimede, şöyle Anlatır: «Vak'a fünûndan birisine, sanayiden birkaçına, hikmetin bazı kavaidine, coğrafyanın bir faslını teşkil eden bir memlekete, tarihin bir fıkrasına taallûk ederse onlara dair verilen izahat erbab-ı mütaleanın malûmat ve vukuf dairesini tevsi eyler.» Romanı böyle telâkki ettiği içindir ki böyle olmayan Emil Zola'ya hücûm ediyor: «Ancak bu romanlara Emil Zola'nın yaptığı gibi münhasıran erbab-ı sefaletin sefahetini, sefaletinin, zilletini, rezaletini doldurmak maksad-ı aslîyi nasıl tağyir eder ise…»"

Bu hususta mevzu-i bahis romanın dikkate değer birçok noktası mevcuttur. Daha sonraları Hüseyin Rahmi'nin tevarüs edineceği bu malûmatçılık ve faydacılık vasfı elbette Ahmed Midhat'ın en bariz hususiyetlerinden biri olup "Felâtun Bey ile Râkım Efendi"deki tezahürlerine rastlamak da mümkündür. Râkım Efendi'nin romanda mezkûr İngiliz kızlarına Türkçe öğretme meselesinin tahkiyesinde devrin dil bilgisinden bahsedilmesi, Farsça'dan dem vurulması, Hafız'ın şiirlerine yer verilmesi, yer yer İngilizlere dair beyanatta bulunulması, ilerleyen sahifelerde Râkım Efendi ve Jozefino'nun ağzından Doğu-Batı mukayesesi yapılması, bu hususun romandaki dikkate değer misallerindendir.

j."Ahlâkçılık: Kendisi şu suali ortaya kor: «Roman ve hikâyeler ahlâk-ı umumiye için muzır mıdır, müfid midir?» Cevabını verir: «İşte bir mesele ki efkâr-ı ukalâ bunda ihtilâf üzredir.» Bir takım adamlar muzır diyormuş, çünkü efkâr-ı umumiyeye müşevvik rolü oynuyor. Bir takımlarınca da aksine, efkâr-ı umumiyeye ibret veriyor. Ahmed Mithat bu ihtilâfta mâna görmüyor. Sorar: «Roman ahlâk-ı umumiyenin kendi midir, değil midir?» Değilse o roman değil, yok ahlâk-ı umumiyenin ayni ise o zaman da mızır mı, faydalı mı diye düşünmekte mantık yok.

Ahmed Mithat Efendi, hem kendi seciyesi yetişme tarzı itibarile hem de muhitinin o zamanki nezaketi yüzünden romanlarında ahlâklı olmağa, yani efkâr-ı umumiyenin ahlâk telâkkisine hürmetle onu incitmemeğe dikkat etti." 

Ahlâkçılık, belki de ele aldığımız eserdeki en dikkate değer noktalardan biridir. Felâtun Bey ile Râkım Efendi bir ahlâk romanı mıdır? Felâtun Bey ahlâksızlığı, Râkım Efendi ise ideal ahlâkı mı temsil etmektedir? İdeal ahlâktan kasıt nedir. Kim, kime, neye göre ahlâklıdır? Ahlâk nedir? İşte bütün bu suallere alacağımız cevaplar doğrultusunda, yazarın söz konusu romandaki ahlâkçılığı tartışılacak niteliktedir.

Yukarıda "ahlâk-ı umumiye" ifadesi birkaç kez zikredilmiş, vurgulanmıştır. Ahlâk noktasında bekli de dikkatleri en çok celbeden bir roman olma hususiyeti gösteren eserde "umumî ahlâk"ın ya da ideal ahlâkın mümessili hüviyetindeki Râkım Efendi hakikate ne kadar muvafıktır? Yoksa o devrin umumi ahlakı, Râkım Efendi bünyesinde mi tahkiye edilmiştir?

Bu mevzua binaen romanda birçok dikkate şayan noktalar mevcuttur. Zira Râkım her ne kadar mütevazı, çalışkan, dürüst ve sair vasıflarla teçhiz edilse bir Osmanlı beyefendisinde pek de hoş karşılanmayacak bir durum olan metres hayatı yine aynı karakterde göze çarpmaktadır. Yazar, bu durumu hoş görmüş hatta okuyucuyu da bu noktada üstü kapalı bir şekilde telkin etmiştir. Bu durum devrin Osmanlı ahalisi cihetinden ne kadar meşrudur? Yahut da ne nispette kabul edilebilir? Her güzelin bu kertede bir kusuru mu olmalıdır? Yoksa "O kadar da olsun canım!" denerek hoş mu görülmelidir? Bu durum realist bir unsur olarak ele alındığı vakit modern roman anlayışı cihetinden söz konusu romana bir meziyet katarken tematik cihetten Râkım Efendi'ye bir çelişki katar ve romancının söz konusu ahlâkçılığını da tartışılır hâle getirir. Bu durumda Ahmed Midhat'ın kendi telâkkisince mi ahlâkçı olduğu yoksa devrin şereaiti cihetinden, umumî bir ahlâkçı mı olduğu sorularını akıllara getirir. Nitekim bu mevzudaki fikrini Tanpınar; "Şüphesiz, Rakım Efendi kitaba uydurulmuş bir ahlâktır." telakkîsiyle ifade etmiştir.

Netice

Yazıldığı devrin hâkim roman anlayışı doğrultusunda ele aldığımız Felâtun Bey ile Râkım Efendi adlı romanı gerek teknik gerekse tematik cihetten tetkike tabi tuttuk, yazara atfedilen romancılık vasıfları çerçevesinde de değerlendirmeye çalıştık.

Romanı, ne daha çok meziyetleriyle ne de ekseriyetle kusurlarıyla ele almadık. Olduğu gibi, ne varsa, hangi cihetiyle ön plâna çıkmışsa işin o kısmıyla meşgul olduk.

Belki de tetkik edile edile, üzerinde söz söylene söylene tabir caizse delik deşik edilen bu mühim romanda bir delik de biz açtık, ifade edilenlerin bazılarını hatırlattık, yeniden değerlendirmeye çalıştık, tartıştık, kendimizce tasdik ettik yer yer de muhalif olduk.

Neticede "Felâtun Bey ile Rakım Efendi" adlı romanda, romancılık cihetinden yazarın, yukarıda mezkûr İsmail Habib'in de ifade ettiği gibi "çalakalemcilik, üslubda âmiyanecilik, mevzu icadı, hatıra bolluğu ve hafıza kuvveti, tekniksizlik ve de malumatçılık-faydacılık" olarak vasıflarına rastladık.

Kaynakça


[SEVÜK], İsmail Habib, "Tanzimattan Beri I", Remzi Kitabevi, Kenan Basımevi, İstanbul 1940

KAPLAN, Mehmet, Türk Edebiyatı Üzerine Araştırmalar II, Dergâh Yayınları, İstanbul 1997

TANPINAR, Ahmet Hamdi, 19 uncu Asır Türk Edebiyatı Tarihi, Çağlayan Kitabevi, İstanbul 2001

YETİŞ, Kâzım; BİRİNCİ, Necat; ANDI, M. Fatih; Ahmet Midhat Efendi-Bütün Eserleri-Romanlar 1 "Dünyaya İkinci Geliş yahut İstanbul'da Neler Olmuş-Felâtun Bey İle Râkım Efendi-Hüseyin Fellah", Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara 2000

.................................. 

[1] YETİŞ, Kâzım; BİRİNCİ, Necat; ANDI, M. Fatih; Ahmet Midhat Efendi-Bütün Eserleri-Romanlar 1 "Dünyaya İkinci Geliş yahut İstanbul'da Neler Olmuş-Felâtun Bey İle Râkım Efendi-Hüseyin Fellah", Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara 2000, s.128/4

[2] [SEVÜK], İsmail Habib, "Tanzimattan Beri I", Remzi Kitabevi, Kenan Basımevi, İstanbul 1940, s.238

[3] YETİŞ, Kâzım; BİRİNCİ, Necat; ANDI, M. Fatih; a.g.e. , s.127/3

[4] YETİŞ, Kâzım; BİRİNCİ, Necat; ANDI, M. Fatih; a.g.e. , s.158/34

[5] YETİŞ, Kâzım; BİRİNCİ, Necat; ANDI, M. Fatih; a.g.e. , s.200/76, 201/77

[6] YETİŞ, Kâzım; BİRİNCİ, Necat; ANDI, M. Fatih; a.g.e. , s.207/83

[7] YETİŞ, Kâzım; BİRİNCİ, Necat; ANDI, M. Fatih; a.g.e. , s.219/95

[8] YETİŞ, Kâzım; BİRİNCİ, Necat; ANDI, M. Fatih; a.g.e. , s.253/129

[9] KAPLAN, Mehmet, Türk Edebiyatı Üzerine Araştırmalar II, Dergâh Yayınları, İstanbul 1997, s. 94

[10] Bkz; TANPINAR, Ahmet Hamdi, 19 uncu Asır Türk Edebiyatı Tarihi, Çağlayan Kitabevi, İstanbul 2001, s. 458, 459

[11] [SEVÜK], İsmail Habib, a.g.e. , s.242, 243, 244

[12] [SEVÜK], İsmail Habib, a.g.e. , s. 243

[13] [SEVÜK], İsmail Habib, a.g.e. , s. 243

[14] [SEVÜK], İsmail Habib, a.g.e. , s. 243

[15] [SEVÜK], İsmail Habib, a.g.e. , s. 243

[16] KAPLAN, a.g.e, s. 94

[17] YETİŞ, Kâzım; BİRİNCİ, Necat; ANDI, M. Fatih; a.g.e. , s.137/13

[18] [SEVÜK], İsmail Habib, a.g.e. , s. 243

[19] [SEVÜK], İsmail Habib, a.g.e. , s. 243

[20] [SEVÜK], İsmail Habib, a.g.e. , s. 243

[21] [SEVÜK], İsmail Habib, a.g.e. , s. 243

[22] [SEVÜK], İsmail Habib, a.g.e. , s. 243, 244

[23] [SEVÜK], İsmail Habib, a.g.e. , s. 244








Bu haber 974 defa okundu.





Yorum ekleYorum ekle


Yorumlar


  Henüz yorum yapılmamış






www.edebiyatufku.net yayın hayatına başlamıştır. Yayınlarımızı edebiyatufku.net adresinden izleyebilirsiniz. .............................................................................................. ŞU ANDA DERGİMİZİN 54.SAYISININ (EYLÜL 2013) KÖŞE YAZILARI YAYINLANMAKTADIR .............................................................................................. .............................................................................................. İletişim: edebiyatufku@gmail.com

En Çok Okunanlar